Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır.
O, işitendir, bilendir. (Yunus Suresi, 65)
Dediler ki “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden
başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi
bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi,
32)
HARUN YAHYA (ADNAN OKTAR)
Harun Yahya (Adnan Oktar)'ın bugüne kadar
57 ayrı dile çevrilen, yaklaşık 250 kitabı bulunmaktadır.
30 bin resmin yer aldığı toplam 45 bin sayfadan oluşan
bu kitaplar, bugüne kadar 8 milyon kişi tarafından
satın alınmış, bir o kadar kitap da çeşitli gazete
ve dergiler tarafından okuyucularına hediye edilmiştir.
Yazarın eserlerinden faydalanılarak bugüne kadar 180
belgesel film hazırlanmıştır. Bu belgesel filmler de
kitaplar gibi yabancı dillere çevrilmiş ve halen 20
ülkedeki 100 ayrı TV kanalında gösterilmektedir. Bugüne
kadar 13 milyon VCD belgesel dünyanın pek çok ülkesinde
milyonlarca izleyiciyle buluşmuştur. Hazırlanan sohbet
programları, sesli anlatımlar 20 ayrı ülkede pek çok
radyo kanalında yayınlanmaktadır. 40 ayrı dilde 200'den
fazla internet sitesi bulunmakta olup bu siteleri her
ay 140 ayrı ülkeden 4.5 milyona yakın kişi ziyaret
etmektedir. Sitelerden ayda yaklaşık 540 bin belgesel
film, 200 bin kitap, 100 bin sesli anlatım ve 7 bin
interaktif anlatım ziyaretçiler tarafından bilgisayarlarına
indirilmektedir. Harun Yahya'nın eserleri kaynak alınarak
hazırlanan dergiler bugüne kadar 6 milyonluk tiraja
ulaşmıştır. Harun Yahya'nın 5.000'den fazla makalesi
pek çok ülkede, dergilerde, gazetelerde ve internet
sitelerinde yayınlanmıştır. Yazarın evrim teorisinin
çöküşünü ortaya koyan ve toplamı 6 bin sayfayı aşan
kitaplarından yararlanılarak "Evrim Teorisinin
Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği" başlığıyla ülkemizde
ve yurt dışında konferanslar düzenlenmektedir. Türkiye'de
2000'den fazla konferans düzenlenmiştir. Yurt dışında
ise, -dünyanın en tanınmış üniversiteleri de dahil
olmak üzere- Avusturalya'dan Kanada'ya, İngiltere'den
Malezya'ya kadar pek çok konferans düzenlenmiş ve bu
konferanslara 1 milyonun üzerinde katılım olmuştur.
KAVRAYAMAYAN YERLİ EVRİMCİLERE ÇAĞRI:
DELİLİNİZ VARSA ORTAYA KOYUN!
Halen pek çok merkezde
devam eden fosil sergilerinde, evrim teorisinin geçersizliğini
ortaya koyan yüzlerce yaşayan fosil halkımıza sunulmaktadır.
Bunlar, canlıların milyonlarca seneden beri hiç değişmediklerini,
şimdiki hallerini aynen muhafaza ettiklerini gösteren,
taşlaşmış canlı fosilleridir ve “evrim iddiası"nın,
materyalistlerin zihnindeki hayal ürünü senaryolardan
başka bir şey olmadığını ortaya koymaktadır.
Evrimciler
ise kendi delillerini açıklama cesaretini bir türlü
gösterememektedir. Evrimcilerden beklenen, eğer kendi
iddialarına destek olacak 3-5 tane ara fosil varsa
bunları Türkiye’nin en bilinen merkezlerinde, örneğin
İstanbul Taksim’de veya Ankara Ulus’ta sergilemeleridir.
Ancak evrimciler, son
140 yıldır yapılan kazı çalışmalarında elde edilen
yüz milyon fosilden kendilerini destekleyecek tek bir
ara fosil bulamamışlardır. Darwinizmin delil olarak
kullanabileceği tek bir ara fosil yoktur. Buna karşı "Yaratılış
Gerçeği"ni gösteren milyonlarca "yaşayan
fosil"
bulunmaktadır.
Bilim
Araştırma Vakfı ve Milli Değerleri Koruma Vakfı tarafından
alt yapısı hazırlanan imza kampanyası sonucu 1400
bilim adamımız, ders kitaplarında evrim teorisinin
iddialarını çürüten bulguların yer alması gerektiği
görüşüne yer verilen bir dilekçeye imza atmış, 11
maddeden oluşan bu dilekçe 28 Haziran 2006'da Milli
Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı'na
sunulmuştur.
BU
ÖNEMLİ GERÇEKLERİ GÖRMEZDEN GELMEYİN!
FOSİLLER
EVRİMİ REDDETMEKTEDİR
Evrim teorisi, canlıların çevre
şartlarının etkisiyle başka başka canlılara dönüştüğünü
iddia eder. Oysa bunun büyük bir aldatmaca olduğunu
modern bilim tüm açıklığıyla ortaya koymuştur.
Herşeyden önce eğer canlılar
başka canlılara dönüştüyse, dönüşme evresinde
çok sayıda ara canlı var olmalı, yeryüzünün dört
bir yanı evrimleşme aşamasındaki canlıların fosilleriyle
(ara fosillerle) dolu olmalıdır. Oysa bugüne
kadar çıkarılmış olan 100 milyona yakın fosillin
tamamı bugün de bildiğimiz tam ve eksiksiz canlılara
aittir. Evrim olsaydı, yeryüzü milyarlarca ara
canlıya ait fosil ile dolu olmalıydı ama bir
tane bile yoktur. Bu gerçek, evrim teorisinin
çöküşünün açık bir ifadesidir. 140 senedir bulunan
her fosilin evrimi yalanlamasına rağmen hala "bir
gün bulunur" umuduyla bu teoriyi savunmak
akıl sahibi bir insanın yapacağı şey değildir.
Aradan 140 sene geçti, dünyada kazılmadık fosil
yatağı kalmadı, milyarlarca dolar harcandı ama
Darwin'in öngördüğü ara canlılara ait fosiller
bulunmadı.
Bugün yeryüzünün hemen her tarafından
derlenmiş ve çeşitli ülkelerin müzelerinde kataloglanmış
yüz binlerce fosil örneği vardır. Tüm bu fosil
örnekleri çok önemli bir gerçeği gözler önüne
sermektedir: Yüz milyonlarca yıl önce yaşamış
canlılarla bugünkü yaşayan örnekleri arasında
hiçbir fark yoktur. En eski jeolojik dönemlerde
yaşayan canlılar dahi en küçük bir değişiklik
geçirmeden günümüze kadar gelmişlerdir.
Örneğin; bugün yaşayan çekirge
neyse, bundan 120 milyon yıl önce yaşayan çekirge
de odur. Bugün yaşayan kertenkele nasılsa, bundan
30 milyon yıl önce yaşayan kertenkele de aynıdır.
Bugün yaşayan köpekbalığı hangi özelliklere sahipse,
bundan 400 milyon yıl önce yaşamış olan köpekbalığı
da aynı özelliklere sahiptir.
Kısaca, canlılar bugün nasıllarsa,
milyonlarca yıl önceki halleri de aynıdır. Fosil
kayıtlarındaki canlılar ayrıntılı olarak incelendiğinde,
bunların vücut yapılarının, organlarının, iskeletlerinin,
en küçük detayına kadar günümüzdeki örnekleriyle
birebir aynı oldukları görülür. Aynı kompleks
yapı ve sistemlere sahiptirler. Canlıların hiçbir
değişim ya da evrimsel süreç yaşamadıklarını
belgeleyen bu yaşayan fosiller pek çok bilim
adamını hayrete düşürmüştür. Bir yandan da onları
yaşamın kökeni hakkındaki görüşlerini yeniden
gözden geçirmeye yöneltmektedir. Sonuç olarak
fosiller göstermektedir ki, canlılar, tarihin
hiçbir döneminde ilkelden gelişmişe doğru bir
süreç yaşamamışlardır. Tam aksine bugünkü aynı
kompleks yapı ve özellikleriyle yeryüzünde bir
anda ortaya çıkmışlardır.
 |
24 milyon yıllık
arı fosili ve yaşayan örneği.
30 milyon
yıllık kertenkele fosili ve yaşayan
örneği. |
|
TEK BİR PROTEİN
MOLEKÜLÜ BİLE
TESADÜFLERLE OLUŞAMAZ!
Günümüzde, cansız maddelerden
tesadüflerle canlılığın meydana gelemeyeceği
ortaya konmuş, laboratuvar ortamında bile bunun
başarılmasının olanaksız olduğu anlaşılmıştır.
Yapılan olasılık hesapları, değil bir canlının,
canlıyı meydana getiren tek bir protein molekülünün
bile kendi kendine ve tesadüflerle ortaya çıkamayacağını
göstermiştir. Örneğin, 500 aminoasitlik ortalama
büyüklükteki bir protein molekülünün tesadüflerle
oluşma ihtimali 10 üzeri 950 'de 1'dir. Bu,
matematiksel olarak gerçekleşmesi imkansız
olan bir ihtimaldir.
|
DARWINİZM TARİHİ
SAHTEKARLIKLARLA DOLUDUR
Evrim teorisinin tarihi,
daha teori ilk ortaya atıldığı günden itibaren
sayısız sahtekarlık, hile ve göz boyama faaliyetleriyle
doludur. Örneğin:
- Tam 40 sene boyunca insanla
maymun arası bir canlıya ait olduğu anlatılan,
hakkında yüzlerce makale yazılan ve sayısız resimleri
yayınlanan Piltdown adamı gerçekte büyük bir
sahtekarlıktır. Bu sahte fosil, insan kafatasına
bir orangutan çenesinin eğelenerek monte edilmesi
ve bunun potasyum dikromatla eskitilmesi ile
elde edilmiştir. Bunun dışında;
- Haeckel isimli bilim adamının,
-sonradan kendisinin de çarpıtma olduğunu itiraf
ettiği- sahte embriyo çizimleri;
n Bulunan tek bir dişin Nebraska
adamı adıyla insan maymun arası bir canlı olarak
tanıtılması, ancak daha sonra bu dişin bir domuza
ait olduğunun açıklanması;
- Kuşların atası olarak gösterilen,
ancak daha sonra birden fazla fosilin birleştirilmesiyle
oluşturulmuş düzmece bir kanıt olduğu anlaşılan
Archaeoraptor fosili;
- Güve kelebeklerini iğneyle
tutturup fotoğraflarını çektikten sonra bu fotoğrafların
doğal seleksiyon safsatasına delil olarak gösterildiği
ünlü "Sanayi Kelebekleri" sahtekarlığı;
- Başlangıçta insanın atası
olarak gösterilen ancak sonradan soyu tükenmiş
maymun, şempanze ya da orangutanlara ait olduğu
anlaşılan kafatası ve kemik parçaları;
- 30 yıl boyunca Hamburg'daki
bir müzede 36.000 senelik yaş tayin edilerek
insanın sözde evrimindeki kayıp halka olarak
sergilenen ve 2004'te evrimci bir antropoloji
profesörünün tipik bir tarihlendirme sahtekarlığı
olduğu ilan edilen Hahnhöfersand Adamı skandalı...
Bilimin kendisine vermediği
kanıtları, sahtekarlıkla üretmekten başka çaresi
olmayan bir teori zaten kendi geçersizliğini
ilan etmiştir.
|
YERLİ EVRİMCİLER
YENİLGİYİ İTİRAF ETTİ!
Adnan Oktar (Harun Yahya)'ın
evrim teorisinin çöküşünü ortaya koyan eserleri
ve Bilim Araştırma Vakfı'nın düzenlediği 2000'den
fazla konferans neticesinde yerli evrimciler
tam manasıyla sinmişlerdir. Bilimsel anlamda
ortaya koyabilecekleri hiçbir delilleri bulunmayan
evrimciler, teorilerini savunamaz olmuş ve
yaratılış gerçeğini savunanlardan köşe bucak
kaçmaya başlamışlardır. Yerli evrimciler bu
konuyu kendileri de itiraf etmektedirler. Örneğin
Amerika’dan yayın yapan www.pitch.com adlı
internet sitesindeki bir haberde görüşüne yer
verilen ünlü evrimci Prof.Dr. Ümit Sayın “Artık
yaratılışçılara karşı bir savaş yok. Savaşı
onlar kazandılar. 1998’de Türkiye Bilimler
Akademisi’nden 6 profesörü yaratılışçılara
karşı konuşmaları için motive etmiştim. Artık,
bugün bir kişiyi bile motive etmek imkansız”
diyerek evrimciler adına yenilgiyi itiraf etmiştir. |
EVRİMCİLERİN
TAKTİKLERİNE DİKKAT!
Evrimciler kamuoyunu ikna
etmek için pek çok taktik kullanır. Saygın
bilim adamlarının isimlerini kullanmak bunlardan
biridir. Evrimci bir makalede Newton, Einstein,
Max Planck, Pasteur gibi Allah'a inanan bilim
adamlarının isimleri ve fikirlerine yer verilir.
Evrimciler, bunların doğrulanmış bilimsel fikirlerini,
kendi işlerine geldiği gibi cümle aralarına
serpiştirir, Allah'a inandıklarından ise hiç
bahsetmezler. Doğru bilgilerle, evrimci mantıkları
harmanlayan evrimciler bu suretle teorilerini
bilimsellik kılıfına büründürür, kabul görmesini
sağlamaya çalışırlar.
Evrimcilerin, teorilerine doğruları
yamama gayreti ise oldukça meşhurdur. Doğal seleksiyon
kavramı buna güzel bir örnektir. Doğada güçlü
olan canlıların hayatta kaldıkları, güçsüzlerin
ise çoğu zaman öldükleri bilinen bir gerçektir.
Evrimciler bu olayı evrim delili gibi sunmaya
çalışmaktadır. Oysa güçsüz bir canlının güçlüye
yem olmasının evrimle hiçbir ilgisi yoktur. Soğuğa
dayanıklı olan kalır, olmayan ölür, hızlı olan
kaçar kurtulur, çelimsiz ve yavaş olan geride
kalarak av olur. Bu orijinal ve şaşılacak birşey
değildir. Evrimciler bu doğru bilgiyi verirken
yanında kendi senaryolarını da sunarlar. Doğal
seleksiyon bir canlıya yeni bir özellik kazandırmaz
veya onu başka bir canlıya dönüştürmez. Dolayısıyla
evrim ile bir alakasının kurulması son derece
mantıksızdır.
Ayrıca bilimsel bir yayın öncelikle
dürüst olmalı gerçeklerden ödün vermemelidir.
Planck’a yer veriyorsa, onun Allah inancıyla
ilgili çarpıcı sözlerinden de söz etmelidir.
Kamuoyuna yanıltıcı bilgi vermek bilim adamına
yakışmaz.
|
DARWINİZM İLE
İLMİ MÜCADELE TERÖRE ÇAREDİR
Güneydoğu'da, bölücü komünist-marksist
mihrakların oluşturduğu Cumhuriyet tarihimizin
en büyük ayaklanması devam etmektedir. Şu ana
kadar binlerce şehit verilmiş, milyarlarca
dolar maddi kayıp meydana gelmiştir. Bu büyük
fitnenin, ideolojik felsefi temelinde insanı,
tesadüflerin ürünü olan bir hayvan olarak tanıtan
Darwinizm vardır. Darwinizm yok edildiğinde,
evrimciliğe dayalı marksist anlayış da çökecektir.
Dolayısıyla süregelen marksist, komünist, bölücü
hareketin önlenmesinin yolu sadece “iyi takip”,
“iyi yakalama”, “iyi yargılama”, “iyi infaz”
değildir. Kesin çözüm, söz konusu ideoloji
ile “iyi ilmi mücadele”dir. Sivrisineklerle
uğraşmak yerine, bataklığın bir an önce kurutulması
gerekir. Darwinizmin sahtekarlıklarının doğru
bir şekilde gençliğe aktarılması, bilimdeki
gelişmelerin detayları ile açıklanması, gerçek
bilimsel düşüncenin gereğidir. Bu mücadelenin
bel kemiğini oluşturan Darwinizm konusu halledildiğinde,
bu komünist-marksist bölücü fitnenin gücü de
yok olup çökecektir.
|
HİÇBİR TEKNOLOJİNİN
ERİŞEMEDİĞİ
GÖRÜNTÜ VE SES KALİTESİ
Dünyaca ünlü Philips, Sony,
Panasonic, Samsung, JVC, NEC gibi firmalar
günümüzün en ileri görüntü teknolojilerine
sahip LCD ve plazma televizyonlarını üretirler.
Ancak insan beyninde oluşan
3 boyutlu panoramik görüntünün kalitesi bu televizyonlarda
oluşturulan görüntü kalitesinden her zaman için
çok daha mükemmeldir.
Televizyonlarda üretilen görüntüler,
insan beyninde oluşan görüntülerin renk, netlik,
parlaklık ve canlılık kalitesini yakalamaktan
son derece uzaktır.
Dünyanın en kaliteli ses ve
müzik sistemlerini üreten Marantz, Sony, Bang & Olufsen,
Nakamichi, Kenwood, Technics, Pioneer gibi firmalar,
yine dünyanın en kaliteli hoparlörlerinden olan
JBL, Bose, Yamaha gibi markalar, insan kulağının
duyduğu 3 boyutlu, derinlikli, kusursuz ses kalitesine
asla erişememektedir.
Binlerce mühendisin, binlerce
alet kullanarak elde edemediği üstünlükteki ses
ve görüntü bir avuç insan beyninin birkaç santimetrekarelik
ses ve görüntü merkezlerinde durmaksızın üretilmektedir.
Bu kusursuz sistemlerin tesadüfen ortaya çıktığını
iddia etmek kelimenin tam manasıyla saçmalamaktır.
|
BEYNİMİZDE
OLUŞAN DÜNYANIN ASLINA ASLA ULAŞAMAYIZ
Maddeyi beş duyumuz aracılığıyla
beynimizde algıladığımız için hayatımız boyunca
yaşadığımız, gördüğümüz, hissettiğimiz herşey
gerçekte beynimizde meydana gelmektedir. Bu
nedenle maddenin ancak beynimizdeki bir kopyasıyla
muhatap olur, aslına hiçbir zaman ulaşamayız.
Örneğin, evinin salonunda oturduğunu
ve camdan dışarıyı seyrettiğini zanneden bir
insan, gerçekte beyninin içindeki ekrandan salonunu,
camdan görünen manzarayı izler. Camdan gördüğü
deniz manzarası, kuşlar, ağaçlar hep beyninde
oluşan görüntülerdir. Oturduğu koltuğun sertliğini,
döşemesinin kayganlığını da beyninde hisseder.
Mutfaktan gelen kahve kokusu gerçekte mutfakta
yani uzağında değil, beyninin içindedir.
İşte insan, beynindeki ekranda
izlediği, anlamlı ve eş-zamanlı olarak biraraya
getirilen algılarının tamamına "yaşamım" der
ve hiçbir zaman beyninin dışına çıkamaz.
Sonuç olarak, biz hayatımız
boyunca bize gösterilen kopya algılarla yaşarız.
Ancak bu kopyalar o kadar gerçekçidir ki, hiçbir
zaman kopyalarını yaşadığımızı fark etmeyiz.
Bizim tek görebildiğimiz, koklayabildiğimiz,
tadabildiğimiz, dokunabildiğimiz ve duyabildiğimiz
beynimizdeki kopyalardır. Beynimizde izlediğimiz
ekranın dışında maddenin gerçeği nasıldır, bunu
da hiçbir zaman bilemeyiz. İşte materyalistlerin
bel bağladıkları maddenin gerçekliği bundan ibarettir.
Bu bir felsefe değil, net bir bilimsel gerçektir.
|
Beyindeki şuur merkezinde
görüntüyü gören, sesi duyan, kokuyu hisseden, düşünen,
dokunma hissi alan kimdir? Bunlar Darwinizm'in hiçbir
şekilde açıklayamadığı metafizik gerçeklerdir.
İLANI
PDF OLARAK BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ |